Haber
Yöntem Yanlışlığı | Yöntem Yanlışlığı |
|
|
|
|
YÖNTEM YANLIŞLIĞI
Peki, nerede hata? Ya da kimde? Kimde bulacağız sorunun kaynağını? Her zaman yaptığımız gibi SİSTEM deyip işin içinden çıkacak mıyız yoksa bizim öğretmenlerimiz şöyleydi, öğrenciler şöyle şöyle yapardı diye kendi öğrenciliğimizden vereceğimiz olumsuz örneklerde mi arayacağız suçu? Kuşadası’ndaki, Antalya’daki, Marmaris Bodrumdaki dondurmacı, kuyumcu, boyacı turistlerle diyalog kurabiliyor, malını pazarlayıp parasını kazanabiliyorsa sorun nerede? Bu dil öğrenme işi okullarımızda mı olmuyor? Okul çatısı mı dil öğrenimine ket vuruyor? Galiba, bu soruların yanıtı evet. Bizler sokaktaki ortamı okullarımızda oluşturamazsak dil işini kıvıramayacağız gibi görünüyor. Sıralar, kara/beyaz tahtalar ile –son yıllarda yeni yeni bilgisayarlar, projeksiyonlar- olmuyor belli ki. Peki çözüm? Çözüm maalesef en başta “SİSTEM” dediğimiz yerde düğümleniyor. Ülkemizdeki sınav sistemleri maalesef dil sorununun kaynağı. Öğrencilerimizi bizler bu sınav sisteminden dolayı hayata hazırlayamıyoruz. Hayatı dört seçenekten ibaretmiş gibi sunuyoruz onlara- hatta birkaç yaş daha büyüdüklerinde beşinci seçeneği de koyuyoruz önlerine. Notlar tutturuyoruz, testlere boğuyoruz, özel derse, dershaneye, etüt merkezlerine gönderip her yanlarını sınav stresi, her yanlarını dört/beş seçenekli sorularla kaplıyoruz. Peki, nasıl öğrenilecek bu dil? Bu kıskacın içinde dil öğrenimi gerçekleşebilir mi? Mümkün değil. Dilin en önemli iletişim aracı olduğunu söyleyip iletişim kurmayı bir türlü öğretemiyoruz. Ne yaman çelişki? Bu bağlamda yapılması öncelikli olan kökten, sınava dayalı bir sistemden vazgeçmek. Ardından sınıflarımızı dil için işlevsel bir getirmek. Senelerdir tek önem verdiğimiz yazma (writing) ve okuma (reading) becerilini bir kenara bırakıp dilin en az iki kişinin birbiriyle diyalog kurabilinmesi olduğunu hatırlayıp dinleme (listening) ve konuşma (speaking) becerilerinin üstünde tamamen durmalıyız. Cümlenin ne ile başladığı, zaman/yer zarflarının nerede olması gerektiğini önemsememeliyiz artık. Yıllardır bu yöntemle iki kelimeyi bir araya getiremeyen nesiller yaratmadık mı zaten? Bence yapılması gereken yöntem değişikliğidir. Drama yöntemini temel yöntem kabul edip her ders farklı konular seçilerek (elbette bir program dahilinde) o ortamı sınıflarda oluşturarak, yapılandırmacı yaklaşım gereği yaşayarak, öğrencileri bizzat işin içine katarak bu dili öğretebiliriz biz. Düşünün sınıfa bir manav kurdunuz, öğrencilerinizi müşteri/manav oldu. Alışveriş ortamını canlandırdılar. Sebze ve meyvelerin isimlerini, alım-satımda kullanılan yapıları bir daha unutmaları mümkün mü? Ya da o gün hikâye kitabı okuma çalışması yapıyorsunuz. Öğrencilerinizden okunan sayfayı canlandırmalarını isteseniz bu aktivite kalıcı öğrenmeyi sağlamaz mı? Böylece yabancı dil sorunu diye bir şeyden bahsedilebilir mi?
Belli ki ülkemizdeki yabancı dil öğretememe sorunu tamamen yöntemden kaynaklanıyor. Yoksa tahta sıralara, kalın kitaplara, testlere mahkûm ettiğimiz çocuklarımızın diğer ülke çocuklarından hiçbir eksiği yok. Tek eksikleri doğru yöntem eksikliği. Doğru yöntemi uyguladığımız zaman aktif dil öğreniminin gerçekleştiğini, bizlerin çocuklarının da birden fazla yabancı dil konuşabildiklerini göreceğiz. Buna eğitimci olarak inancım büyük. 09 Mayıs 2009 |